Page
Archive for Apr 2008
Hüseyin Avni Lifij (1886, Samsun - 2 Haziran 1927, İstanbul), Çerkes ressamdır. Simgeci (sembolist) bir yaklaşımla lirik resimler yapmıştır.
Resme ilgisi çocuk yaşlarda başladı. Doğumundan kısa bir süre sonra ailesi İstanbul’a geldi. Nümune-i Terakki Mektebi’nde (İstanbul Lisesi) eğitim gördüğü yıllarda ilk resimlerini yaptı. Kısa süre sonra Sanayi-i Nefise Mektebi’nde eğitim gördü, sonra Osman Hamdi Bey’in önerisi üzerine Şehzade Abdülmecit tarafından Paris’e gönderildi.
1909-1912 arasında, akademik anlayışta resimler yapan Fernand Cormon’un atölyesinde öğrenim gördü. Ancak bu atölyedeki katı kuralcı tutumu benimsemedi, simgeci Fransız ressam Puvis de Chavannes’ı kendine model aldı.
1912′de Osmanlı’ya döndü ve 1923′e değin çeşitli liselerde resim öğretmenliği görevinde bulundu. 1914-1918 arasında dönemi hükümetince Şişli’de kurulan bir atölyede Nazmi Ziya, Namık İsmail, Hikmet Onar ve İbrahim Çallı ile birlikte bir süre çalıştı, savaş resimleri yaptı. 1924′te sanayi-i Nefise Mektebi’nde öğretmen oldu. 1926′da bir ay Paris’te kaldı ve dekoratif sanatlar öğretimi ile ilgili incelemeler yaptı. İstanbul’a döndükten sonra aynı kurumda süsleme dersleri verdi.
Lifij romantik ve simgeci yaklaşımı ile 1910 kuşağı sanatçılarından farklı bir üslup geliştirmiştir. Daha çok akşam ışıkları içinde resimlediği manzaraları izlenimci (empresyonist) bir yaklaşımı anımsatsa da, bunlardaki doğa, İzlenimciler’in bilimsel renk çözümlemeleriyle baktıkları doğadan farklı, ışığın bur anlık değişimiyle yakalanan bir zaman kesitidir.
Lifij renkleri ustaca kullanarak ışığın gizemli etkisiyle şiirsel bir atmosfer yaratmıştır. Işığı renklere ayrıştırmasıyla izlenimci, özellikle büyük figürlü kompozisyonlarındaki kurgu ve desenleriyle akademik konuları ele alış biçimiyle de simgeci bir tutum içinde olmuştur. Ancak bütün bu özelliklerin bireşimi niteliğindeki resimi sonuçta daha çok simgecilere yaklaşır. Lifij yağlıboya çalışmalarının yanı sıra çok sayıda figür, yapı ve doğa desenleri de çizmiştir.
Agonist hücre reseptörlerine bağlanarak hücrede bir tepki oluşturan bileşiklerdir. Agonistler genelde doğal olarak bulunan maddelerin davranışlarını taklit ederler.
Agonist’ler eylem oluşturur, buna karşın Antagonist bileşikler ise bir eylemin oluşumunu engellerler. Vücut kimyasının ve farmakolojinin anahtar elemanlarındandır.
Agonist kelimesi Latincedeki agnista(yarışçı) kelimesinden gelir. Bu kelime de eski Yunancadaki agn (yarışma) kelimesinden gelmiştir.
Yıldız tipi motor, silindirleri bir daire merkezine karşı sıralanmış motorlara denir. Bu motor türünde tüm piston kolları tek biyel muylusuna (resimde piston kollarının bağlı olduğu ortadaki döner kısım) bağlı olarak çalışırlar. Yıldız tip motorlarda ateşleme aralığının düzgün olabilmesi için 4 zamanlıları tek sayıda 2 zamanlıları çift sayıda silindirli olarak yapılır. Bu tertip şeklinde beygir gücü başına düşen motor ağırlığı 2 kg civarındadır. Bu nedenle uçaklarda ve bazı deniz taşıtlarında rahatlıkla kullanılır.
Felsefe’de bağlamcılık, bir eylemin, sözün, ifadenin içinde oluştuğu bağlamı vurgulayan ve bu eylem, söz ve ifadelerin yalnızca ilgili bağlam yoluyla anlaşılabileceğini savunan bir dizi görüştür. Bağlamcı görüşler, felsefi olarak birbirine zıt kavramların, mesele, “P anlamına gelme”, “P olduğu bilme”, “A olmak için nedeni olma” ve hatta “doğru olma” yahut “haklı olma” gibi kavramlar yalnızca kendi bağlamlarında anlam kazanabilirler. Bazı filozoflar bu bağlam bağımlılığının, göreceliğe yol açabileceğini söylerler. Bağlamcı görüşler felsefede giderek popüler bir hale gelmektedir.
Etik’te, bağlamcılık olumsal etik ya da ahlaki görecelilik’le ilişkilidir.
Kriminoloji alanındaki kimi deneysel çalışma yöntemleri karşılaştırmalı bağlamsal çözümleme adlı bir yöntem geliştirmişlerdir.
Tulumlular (Urochordata) ya da Kuyruğu kordalılar, boyları 2-3 cm olan, kutuplardan ekvatora kadar denizlerin çeşitli derinliklerinde bulunan hayvanlardır. Yalnız larva döneminde notokorda bulunur ve kuyruk bölümündedir. Bu yüzden kuyruğu kordalılar (Urochordata) olarak adlandırılırlar. Vücut yüzeyinde bulunan selülozik örtü sebebiyle de tulumlular (Tunicata) olarak isimlendirilmişlerdir. 1000′e yakın türle temsil edilirler.
Ritsa Gölü (Abhazca: Риҵа, Gürcüce: რიწა) Gürcistan’da Abhazya Özerk Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan bir göldür. Kafkas Dağları’nın çevrelediği gölün suyu oldukça soğuk ve berraktır. Gölün çevresinde bulunan ve yükseklikleri 2.200 metre ile 3.500 metre arasında değişen dağlarda Doğu Karadeniz göknarının bir çok türü bulunur. Göl altı farklı nehirden beslenir ve bir nehir yardımıyla da sularını denize ulaştırır.
Gölü ve çevresindeki doğal yaşamı korumak amacıyla 1930 yılında önlemler alınmış, 1936 yılında Karadeniz kıyılarından göle ulaşımın sağlanması için yol yapılmıştır. Sovyetler Birliği döneminde oldukça rağbet gören bir turizm merkezi olmasına karşın bugün gölün çevresindeki tüm oteller kapalıdır.
Ritsa Gölü Gürcistan’ın en derin göllerinden birisidir. Önemli ölçüde alabalık çıkarılan gölde haziran - ağustos ayları arasında ortalama su sucaklığı 7.8°C’dir. Yılda aldığı yağış miktarı 2000 - 2200 milimetre olup kışlar genelde karlı, yazlar ılık geçer. Gölün yakınlarında bugün Abhazya Özerk Cumhuriyeti Hükûmeti’ne ait olan, Sovyetler Birliği liderlerinden Josef Stalin’in de tatillerini geçirdiği bir yazlık evi vardır.
Dr. Thomas (Tommy) Harold Flowers, İngiliz mühendis (22 Aralık 1905 – 28 Ekim 1998). II. Dünya Savaşı yıllarında Alman şifrelerinin çözümü için kullanılan dünyanın ilk programlanabilir dijital elektronik bilgisayarı olan Colossus‘un tasarımcısıdır.
Hayatı ve Çalışmaları
22 Aralık 1905 tarihinde Londra’da doğdu. Makine mühendisliği stajının ardından Londra Üniversitesinde Elektrik Mühendisliği okudu. 1926 Yılında İngiltere Posta Ofisinde elektronik iletişim alanında çalışmaya başladı. 1930 Yılında çalışmalarını Doris Hill’deki araştırma istasyonuna taşıdı.
İkinci Dünya Savaşı sırasında, Bletchley Park’taki şifre çözümü çalışmalarına katılmak isteyen Flowers’a, Elektrik anahtarları ile çalışan bir analiz makinesi olan Heath Robinson makinesindeki sorunları çözmek üzere teklif yapıldı. Makinenin Elektrik anahtarları (Diyot Lambaları)
1943 yılında takılmış eski teknoloji elemanlardı ve sorunluydular. Bu sistemin sorunlarını çözmek yerine, yetkisinin dışına çıkarak sistemi yeniden tasarladı ve pogramlanabilir özellikleri ile çok daha hızlı bir makine olan Colossus’u yarattı.
Colossus, matematik model olarak Boole cebiri üzerine kurgulanmıştı ve modern bilgisayarın atasıydı. Bir çok Colossus ikinci dünya savaşı sırasında İngiltere’de Alman Lorenz SZ 40/42 makinesinin şifrelerini çözmek üzere kullanıldı.
İkinci dünya savaşından sonra, savaş boyunca Bletchley Park’ta gösterdiği çabalarından dolayı kendisine Kraliyet Üstün Hizmet Madalyası verildi.
Thomas Flowers barış yıllarında tekrar İngiltere Posta Ofisi - Araştırma istasyonundaki görevine dönerek Anahtarlama bölümünün başına geçti. 1950 yılına kadar elektronik telefonları geliştirmek için uğraştı. 1964 yılında ise Standard Telephones and Cables Ltd. şirketinde ileri seviye geliştirme grubunun başına geçti. 1971 yılında emekli olana kadar bu görevde kaldı.
Bilgisayar bilimine büyük katkılar yapmış olan Dr. Thomas Harold Flowers 1998 yılında öldü.
Vittskövle Kilisesi (İsveççe: Vittskövle kyrka) Kristianstad, Skåne, Lund Diocese, İsveç’de bulunan bir kilisedir.
Kilise orijinal olarak 12. veya 13. yüzyılda yapılmıştır. 15. yüzyılda kuzeyine şapel yapılmıştır. Şapel, Anne’e ithaf edilmiştir.
15. yüzyılda, kemerler ve 1480′lerde duvar resimleri ile dekore edilmiştir. 20. yüzyılda duvar resimleri restore edilmiştir. Resimler Genesis (başlangıç) kitabındaki hikayeleri gösterir. Mihrap yerinde, Nicholos’un efsanesi tarif edilir. Anne şapelinde incil yazarlarının (evangelist) ve 4 kadın azizin sembolleri vardır: Barbara, Ursula, Gertrude ve Catherine.
Kule 16. yüzyılda yapılmıştır. 17. yüzyılda bir mezar şapeli Barnekow ailesi için güney tarafa yapılmıştır. Vaftiz çesmesi orta çağa özgüdür.
Gurbet Kaçtı Gözüme, Mustafa Balel’in öykü kitabı.
Yazarın çocukluk günlerini geçirdiği Sivas’tan 12 Eylül dönemi İstanbul’una, oradan Paris’e uzanan değişik mekânlarda, birbirinden farklı toplum kesimlerinden insanların yaşamlarına ışık tutan sekiz uzun öyküden oluşuyor: “Ayıp Yerleri Yanlış Konmuş Resimler”, “Hatmigül Zamanı”, “Gözyaşı Satıcısı”, “Gurbet Kaçtı Gözüme”, “Vesile”, “Dedemin Bakır Koltukları”, “Bahar Dalı” ve “Rahmetlinin Ardından”.
Ayrıca kitabın “Yağmuru Özlemek” adlı son bölümünde Ardahan’ın bir köyünden İstanbul’a göç eden bir ailenin bireylerinin gözüyle okuru yine 12 Eylül günlerine götüren beş kısa öykü yer alıyor: “Feridun”, “Sedef Bacı”, “İdris Usta”, “Emine” ve “Deste”
- redirectArama Motoru Optimizasyonu
SEO (Search Engine Optimization; Arama Motoru Eniyileme), bir web sitesini arama sonuçlarında en üst sıralarda çıkarmak için uygulanan yöntemlerin tümüdür. Arama motorunun sayfaları endekslemek için kullandığı bot veya böcekleri (bug), sayfanın kaliteli olduğuna inandırmayı amaçlar.
Arama motorunun kendi algoritması sonucu aramalarda üst sıralarda çıkması sağlanır. Arama motorlarının kullandığı algoritmalar web kullanıcılarının beklentirleri doğrultusunda düzenlenmiştir. Arama motorları kullanıcılarına daha iyi hizmeti verebilemek için kullanıcı dostu web sitelerini üst sıralara çıkartırlar. Kullanıcı dostundan kasıt ise, ana başlık, doğru anahtar kelimeler, alt başlıklar, özgün içerik, tanımlanmış resimler vs. dir. Doğrudan müdahale edilmediği için, bu sonuçlar “organik” olarak adlandırılır. SEO, bir siteyi arama motorlarına kaydettirmek değildir! SEO, bir siteyi arama motorunun beğeneceği, insanların en rahat biçimde kullanabileceği ve en iyi göreceği şekle getirmektir. Örneğin açıklayıcı sayfa başlıkları, okunaklı yazılar, düzgün meta-tagler (yani sayfa bilgileri) yaratmak SEO için başlıca gerekli işlerdir.